29 Mayıs 2011 - Papermoon

29 Mayıs 2011 - Papermoon
Kızım kupa resmi yapar ve Baskan'a imzalatır

6 Ağustos 2013 Salı

Selçuk'un ardından...

Seninle o son "mutlu" gecemizde tanıştık.
Hatırlamazsın, doğaldır.
Benim için özeldi tabii, öyle bir gecede çocukluk, ilk gençlik kahramanımla tanışmak. 
30 Haziran 2011, Reina'da...
Uğursuz günden 3 gün önce şampiyonluk kutluyorduk.
Başkan, Alex, Aykut, 1907 üyeleri, Divan Kurulu...
Çocuk gibi şendin.
Bir masadan diğerine geçiyor, Fenerbahçe sevgisi ile yoğrulmuş anılarını keyifle, gururla anlatıyordun.
Senin için yeni tanıştığın bir Fenerbahçeli ile 40 yıllık Divan Kurulu üyesi aynı değerdeydi.
Fenerbahçe'liydik ya, koy sepete.
Bende sana Almanya'dan dönüşte Fenerbahçe seni almadığı için Fenerbahçe Stadındaki açılış maçında kafama nasıl para yağdığını anlatmıştım.
"Paranız yoksa, para verelim"...
Çok gülmüştün.

Birçok Fenerbahçe'li seni Bordeaux maçıyla, 4-2lik Trabzon maçıyla hatırlayacak.
Ben ise o gece Fenerbahçe sevgisi içinde şen bir çocuk halinle...
Rahat uyu Büyük Kaptan.

7 Mayıs 2013 Salı

Tehlikenin farkında mısınız?

Fenerbahçe'nin bir sene daha Şampiyonlar Ligine katılamayıp, ilgili bütün gelirleri Galatasaray'a bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış olduğunun kaç kişinin farkında olduğunu merak ediyorum. Bu tehlike ligde üçüncülüğe düşülme olasılığının dışında kontrol edilemeyecek gelişmeler zincirinden kaynaklanıyor.


Bildiğiniz üzere Fenerbahçe ligi ikinci bitirirse Şampiyonlar Ligi gruplarına katılabilmek için iki eleme oynayacak. Birinci etaptaki rakipleri Fransa liginin üçüncüsü ile Rus, Ukrayna, Hollanda, İsviçre, Yunanistan, Danimarka, Belçika ve Avusturya ikincilerinin oluşturacağı bir grup olacak. Bunlar arasında beş takım seribaşı seçilip, kura çekilecek.


Bu grup içerisinde Ukrayna'da ikincilik mücadelesi yapan Kharkiv ile Dinamo Kiev, Rusya'da ikincilik mücadelesi yapan CSKA ve Zenith, Hollanda'da ikinci olması muhtemel PSV ile Fransa'nın en önemli üçüncülük adayları Marsilya ile Lyon'un puanları Fenerbahçe'nin üzerinde. Geriye kalan tek spot ise İsviçre liginde şu anda üç puan farkla lider olan Basel'in ligini ikinci bitirmesi durumunda bu takıma gidebilir ve Fenerbahçe ilk eleme turunda dahi seribaşı olamayıp Dinamo Kiev, CSKA/Zenith, PSV, Lyon/Marsilya veya Basel ile ilk turu oynamak zorunda kalabilir.


Bir sonraki turda ise İngiltere, İspanya ve Almanya'nın lig dördüncüleri ile Portekiz ve İtalya'nın lig üçüncüleri devreye giriyor. Bu durumda İngiltere'den Chelsea, Arsenal ya da Tottenham'dan biri, İspanya'dan Valencia ya da Real Sociedad, Almanya'dan Schalke, İtalya'dan Milan ve Portekiz'den Ferreira bu eleme grubuna katılacaklar. Beş seribaşı takımdan üçü Bir İngiliz takımı, Milan ve Schalke olacak. Valencia Real Sociedad'ı geride bırakırsa diğer seribaşı o olacak. Beşinci seribaşının ise ilk turdan rakibini eleyecek yüksek puanlı bir takımın olması ve Fransa'dan çıkması muhtemel. Valencia dördüncülüğü Sociedad'a kaptırırsa devreye seribaşı olarak bu sefer Rus takımlarından biri CSKA ya da Zenith girecek. Onlar elenirse Ukrayna'lılardan biri. İlk turda kılpayı farkla seribaşı olabilen Fenerbahçe'nin bu turda seribaşı olması neredeyse imkansız gibi.


Bu durumda (eğer ilk turdaki gayya kuyusundan çıkarsa) Fenerbahçe'nin ikinci eleme turundaki rakiplerinden ikisi neredeyse kesin; Milan ve Schalke. Üçüncüsü Chelsea, Arsenal ve Tottenham'dan biri olacak. Dördüncü muhtemel rakip Valencia. Beşinci ise Lyon. Real Sociedad ligde Valencia'yı geçerse, o zaman devreden İspanyollar çıkacak, Lyon'un da bu kademeye varamadığını varsayarsak bu sefer Marsilya, CSKA, Dinamo Kiev gibi takımlar devreye girecek. Ancak seribaşı takımlar olarak Chelsea/Arsenal, Schalke, Milan, Valencia ve Lyon sıralamasının ortaya çıkması gayet mümkün görünüyor. Yani Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi gruplarına katılabilmesi için bu beş takımdan birini elemesi gerekecek.


Bu noktada senenin başında Alex krizinin yönetilememesi ile takım üzerinde ortaya çıkan tahribatın yarattığı, özellikle müthiş bir istatistiğimiz olan iç saha maçlarımızda har vurup harman savurulan puanların sonucunda kaybedilen şampiyonluğun kıymeti daha anlaşılabiliyordur umarım. Lig şampiyonu elini kolunu sallaya sallaya Şampiyonlar Ligi gruplarına gidip bonus puanlarını, yayın gelirlerini, katılım paylarını cebine koyarken Türkiye ligi ikincisi yukarıda çizdiğimiz tablo içinde bir gayya kuyusuna düşüp büyük ihtimalle kendini zorlukla Avrupa Ligine atabilecek. Aykut Kocaman bir hiç uğruna Alex'le didişmek, Aziz Yıldırım O'nu itibarsizlaştırıp göndermek yerine bir sene daha faydalanabilmeyi tercih etselerdi bugün yaşadığımız manevi üzüntülerle birlikte kapının eşiğindeki büyük ekonomik kayıp riski yaşamayacak ve ekonomik anlamda iyice açılan makasın gölgesi altında kalmayacaktık.


6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Güzel futbolun peşindeyim. Formama Rıdvan’ın, Rapaiç’in, Alex’in adını yazdırır, üç pası ardı ardına yapamayan yeteneksizlere küçümseyerek bakarım. Futbolcunun koşanını değil, futbolcunun topu koşturanını el üzerinde tutarım. Koşu mesafesini ölçmem, asist sayısını sayarım. Topa kavalla vurabilen Bekir’lerin, Ziegler’lerin, Egemen’lerin, Kuyt’ların, Caner’lerin çubuklu giyebilmelerine dahi şaşırırım. Kıymetli formamı yeteneksiz futbolculara verenlere kem gözle bakarım.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Yıldızları toplarım. Türkiye’de Cemil için uçak kaldırtır, Topuz için mafya babalarını Kayseri’ye indiririm. Tarık’ı, Ali Kemal’i kaçırır, Rıdvan’a, Tanju’ya, Emre’ye forma öptürürüm. Rakibimin her sene piyasadaki en önemli Türk futbolcusunu almasına dayanamam, Selçuk İnan’a, Hamit’e, Alper’e gıpta ile bakarım. “Gelmek için ayak direyeni istemem” demem, diyeni hor görür, gerekirse daha fazla para verir istediğimi alırım. İstemesem de "başkası almasın" diye alırım, bir köşeye atarım. Sneijder’ın, Drogba’nın Türkiye içinde başka forma giyerken Belhanda’nın peşinde koşmak gururumu kırar, Meireles’le, Baroni’yle teselli bulmam. Benim için Ribery “Anelka’nın Bonusu”dur, bir adım ileriye gitmez.

Ben Fenerbahçe’liyim...

1982 yılından beri karşı tribünlerde beraber dalgalanan çeşitli renkli bayraklar, kurulan kardeşlikler, açılan “Temiz Lig” pankartları bana mutluluk verir. Galatasaray tribünündeki Beşiktaş, Trabzonspor formalılar içimi huzurla doldurur. 1996’nın 5 Mayıs’ında futbolcum “onların yerinde olmak istemezdim” diye zavallı bir empati içinde olurken Rahmetli babamın telefonda “17’sine de geçirdik” diye haykırmasını unutmam. Ben bana duyulan nefretle nefes alırım. "Siz hepiniz, biz Tek'iz" düsturum olur. Ne zaman ki bir Beşiktaş'lı bugün olduğu gibi Fenerbahçe'me yakın durursa şüphe ile bakar, "acaba büyüklüğüme halel mi geliyor" diye sorgularım.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Kadıköy’deki bir Galatasaray maçında sahaya nefret akıtırım. Bilirim ki o nefret rakibimi orada boğacaktır. İçimdeki öfke yükselir, merdivenlerden aşağıya rakibin üzerine çöker, soyunma odasında futbolcularını kusturtur. Ben “müşteri” olmam. Müşteri o nefreti yaşamaz. Müşteri sadece aldığı hizmeti beğenmediği için sinirlenebilir. Ben Kadıköy’ün müşterilerle gül bahçesi olmasına katlanamam. Çünkü bilirim ki yetmez. Sevgi nefretle yoğurulucaktır ki Fenerbahçe'nin vurduğu yumruk daha da şiddetli olabilsin.

Ben Fenerbahçe’liyim...

İkincilik, hele Galatasaray’ın arkasından alınan ikincilik başarısızlıktır. İki sene üstüste bunu yaşamak kabustur. Bu kabus değil Avrupa’da yarı final, kupa ile bile rüya haline gelmez. Benim teknik direktörüm diğerine laf atmaz, gol atar. Ben gönüllerin şampiyonu olmam. Beni gönüllerin şampiyonu kıvamına sokmaya çalışanı katrana ve tüye bular gönderirim.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Her oynadığımız maçı nefes nefese heyecan içinde tamamlamaya alışmış, her türlü son dakika sürprizini kanıksamış olabilirim. Ama her deplasman maçında Anadolu takımı hüviyetine, her gol attığımızdan sonra 11 kişi kale savunur pozisyonuna girmeyi reddederim. Gol yememek benim için “amaç” değildir, “araç”tır. Final kaybetmeyi sevmem. Final kaybeden, adı üstünde “kaybeden”dir, Fenerbahçe’de yeri olmaz.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Acı çekiyorum. Yenildiğime değil, karakterimi kaybettiğime yanıyorum. Camianın tepkisizliğine, hala “Samandra’ya gidelim, destek olalım” diyen anlayışa, “Kocaman gurur”, “Büyük Başkan” nidalarına dayanamıyorum. Camianın bu bitmeyecek gibi görünen kış uykusundan uyanmasını bekliyorum.

Uyanıncaya kadar; kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür.



4 Mart 2013 Pazartesi

Siradanlasmis Vasatlik

Bu aksam Fenerbahce resmi sitesinde yayinlanan bildiriyi gorunce artik dayanamadim.

Yazmak lazim. Camiayi icine alan ve artik kaniksanan, siradanlasan bu vasatligin belki iki uc kisi daha farkina varir.

"20-25 dakika cok guzel oynadik", "takim mucadele ediyor" kandirmacalari simdi yerini hakemleri karalamaya birakmis.

Yonetim tarafini anlayabiliyorum. Maalesef 3 Temmuz surecinin icinde kendilerini sirtinda tasiyan Aykut Kocaman onlar icin artik vazgecilmez hale geldi. O'nun vasatligini ortmek kendi hayatlarini uzatabilmek icin baslica onsart oldu. Aykut orada durdukca dikkat cekmediklerini dusunuyorlar.

Ayrica Kocaman giderse Baskani yargi surecinde debelenen bir kulube hangi saygideger antrenor gelmeyi kabul eder?

Ama ya taraftarin hali ne oyle? İsyanlarin kulubu bu vasatligi vasil kabul edebiliyor? Nasil Kocaman'in elestirilmesi dahi vatan hainligi olarak nitelenilirken bu kandirmacalara goz yumulabiliyor?

Mete Kalkavan dun gayet iyi bir mac yonetti. Meireles'in elleri vucuduyla bitisik degildi. Golden once verdigi hentbol dogrudur. Benzer pozisyonda ceza alanindaki Besiktasli oyuncunun elleri ise arkasinda baglanmisti. Pozisyonun penalti ile alakasi yoktu. Webo'nun ceA alaninda faul diye kesilen pozisyonu tartismali olabilir. Ancak ben de TV basinda once faul diye gordum. 

Gelelim verilmeyen gol pozisyonuna. Bir kere gunahi yan hakemin boynuna. Orada o bayrak kalkinca Mete Kalkavan'in golu iptal etmekten baska secenegi kalmamisti. Fenerbahce zaten bes dakika icinde golu buldu. Ve sonra uc seneden beri yasadigimiz karabasan gene basladi. Geriye cekildik ve golu yedik.

Mete Kalkavan o sayilmayan golu verseydi, Sow'un golunden sonra durum 2-0 mi olacakti zannediyorsunuz? Hayir. Bir Anadolu takimi teknik direktorlugunden ileriye gitmemesi gereken Aykut Kocaman'in psikolojisi paralelinde takim bes dakika once geriye cekilecekti ve 1-1 bes dakika once gelecekti.

Mete Kalkavan'in yanlis faul kararlari oldu. Ama dun gece ne hakemin kendisi ne de yardimcisi sonuca etki etmediler.

Sonuca etki eden tek kisi Aykut Kocaman'di. Yedi sene once bir Konya-Galatasaray macinda takimina yedirttigi golun aynisini Fenerbahce'ye yedirdi. Mac berabere giderken, macin bitmesine yarim dakika kala korner kullanan takimin maci maglup bitirmesi iste yedi senede bir olur. Bunu da sadece bir kisim taraftarin uzerine toz kondurmadigi Aykut Kocaman'in takimlari basarir.

Cunku Aykut Kocaman inatcilik, firsatcilik gibi zaafiyetleri nedeniyle yedi senede kendini teknik direktorlukte bir adim ileriye tasiyamamistir. O'na kariyerinde en buyuk basarilari kazandirmis Adam'i "umurumda degil"lerle, "bes yilda bir sampiyonluk"larla, "3000. Gol oldugunu bilmiyordum"larla itibarsizlastirmaya calisacagina kendini gelistirebilseydi Fenerbahce bu vasatligi yasamiyor olacakti. Ote yandan son yillarda oynanan Besiktas maclarinin en onemli isminin ayni gun icinde Brezilya lig macinda gol atmasi sembolik bir ironi degilde nedir?

6 Ocak 2013 Pazar

Aykut Kocaman'i nicin sevmiyorum?

Oysa 1 Ekim 2005 gunu Konya'da oynanan Konyaspor-Fenerbahce macina kadar Aykut Kocaman'la ilgili son derece pozitif dusunceler icindeydim. Hicbir zaman "Fenerbahce'nin kendi Fatih Terim'ini yaratmasi" gibi bir fikrin savunucusu olmadigim halde Baris Tut'un kitabini okumus ve heyecanla Kocaman'in yeterli tecrubeye ulasip takimimin teknik patronluguna gelmesini bekliyordum. Zaten Aziz Yildirim'in teknik direktor yeme hoyratligi icinde Kocaman ile bir noktada yollarin kesismesi kacilmazdi.

Ancak Anelka'nin o meshur golunden sonra Aykut Kocaman'in o gune kadar hic yapmadigi gibi bir feveran gostermesi ve hakemlerden en cok cani yanmis takim olan Fenerbahce uzerinden bir sistem elestirisi getirmesi sadece Fenerbahce'ye zarar veriyordu. 1 Ekim gunu yakilan fitil Samsun deplasmanindaki penalti pozisyonuyla birlesiyor, belki de Bicakci federasyonun "Fenerbahce'yi kolluyor" mazeretiyle alasagi edilmesine ve sonu 14 Mayisa uzanan Haluk Ulusoy federasyonunun kurulmasina kadar variyordu.

Bugunku tecrubemizle geriye baksak Kocaman'in 1 Ekim 2005 gunu yaptigi "istifa" tehdidi kimseyi endiselendirmezdi. Kocaman'in bu tehditlerinin ne kadar manipulatif ve oportunist oldugunu bugun net olarak gormekteyiz. Ancak o gun sorgulanmasi gereken Aykut Kocaman'in teknik direktorluk kariyerinde daha once hakem hatasi ile bir mac kaybettigi zaman nicin boyle bir isyan bayragi acmamis oldugu olmaliydi. Ki Anelka'nin golunden sonra Konya'nin hala 2-1 onde olmasi Kocaman'in bu isyanini anlamsizlastirmiyor muydu? Aykut Kocaman 1 Ekim 2005 gunu "araziye uymus" ve Fenerbahce'yi bicaklayarak populer olup kamuoyunda kredi kazanarak tribunlere oynamayi tercih etmisti.

Aykut Kocaman Fenerbahce'ye gelinceye kadarki teknik direktorluk kariyerinde degil hor gorup Fenerbahce'ye yakistirmadigimiz Bulent Uygun'un Sivasspor ile yakaladigi istikrari ve basariyi yakalamak, kume dusen takimla kupa finaline yukselme basarisi gosteren Bulent Korkmaz'in bile arkasinda kaldi. Bu donemde Kocaman karakterin adami Ankaraspor gibi "politik" bir takimin basina gecmekten de gocunmuyordu. Kocaman'in takimlari sadece skor anlaminda degil, sergilenen futbol kalitesi anlaminda da seyredenlere en ufak bir keyif vermiyor, bir farklilikmortaya koymuyordu. Butun bu bos teknik direktorluk kariyerine ragmen Fenerbahce'ye cagirilan Kocaman yaninda Fenerbahce camiasindan birini degil, Galatasaray'li Hasan Cetinkaya'yi tasimaktan geri kalmiyordu.

Kocaman Fenerbahce'ye ilk Sportif Direktor olarak adimini atti. Ancak bu oyle bir pozisyondu ki kendisinin anlasip getirmesi gereken teknik direktor coktan takimin basina gecmisti. Burada kurulan hastalikli yapinin gunahi Aziz Yildirim'in hanesine yazilabilir. Ancak bu yapi nedense "ilkeli" Hocamizi hic rahatsiz etmedi. "Daum'dan sonra teknik direktorsun" vaadi o kadar belliydi ki "Kocaman" karakter bir kere daha ilkelerini unutabilirdi. Aykut Kocaman'in bu "ilkeli" durusu bir sene sonra Daum'la yollari ayirma surecinde de devam ediyordu. Oyle ki Daum'u istifa ettirip ceza odememek icin Yonetimin yaptigi hokkabazliklar surecinde o cok sevdigi, sik sik gostermelik, tribunlere oynamak icin kullandigi "istifa" merciine basvurmak aklina bile gelmiyordu. Teknik tarafta ise devre arasinda ozellikle kanata transfer isteyen Daum'un taleplerini "buyuk takim devre arasi transfer yapmaz" ya da "ihtiyacimiz yok" diyerek iten, ama sene sonunda ilk isi Stoch ve Dia gibi iki kanat futbolcusuyla anlasmak olan ve kendi doneminde her devre arasi yildiz transfer yapmaktan kacinmayan Aykut Kocaman'a bu celiskileri soran olmadi. 2009-2010 yili Aykut Kocaman yuzunden Fenerbahce'nin kacirdigi ilk sampiyonluk olarak tarihe gecmistir. Fenerbahce 2011-2012 yilinda ise gene Aykut Kocaman yuzunden ikinci kere sampiyonluktan olacakti...