29 Mayıs 2011 - Papermoon

29 Mayıs 2011 - Papermoon
Kızım kupa resmi yapar ve Baskan'a imzalatır

29 Ağustos 2010 Pazar

"Bes yilda bir"...

Bu "bes yilda bir" söylemi ilk olarak Fenerbahçe'nin Young Boys ile oynadığı ve Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe 1-0 yenikken Alex'i oyundan aldığı maçtan sonraki basın toplantısında ortaya çıktı.
Bir muhabirin Alex'in oyundan çıkması ile ilgili sorduğu sorudan sonra, Kocaman konuya "Fenerbahçe son beş yılda bir kere şampiyon oldu" diyerek başlayınca belki de Alex konusundaki tutumunu da ağzından kaçırmış oldu.
Ve bu "beş yılda bir şampiyonluk" söylemi benim de içinde bulunduğum bir grup Fenerbahçe'liyi kızgınlıktan çatlatırcasına hala devam ediyor. Üstelik medyadaki "yandaş" takımı da bu söylemin üzerine mal bulmuş mağribi diye atlayınca, gerek gazete köşelerinden, gerek TV kanallarından bu demogoji ile doldurulmuş söylemin yüzümüzde patlamadığı tek bir gün bile kalmadı.
Tabii Alex'i kötüleyip taraftarla karşı karşıya getirmek için Aykut Kocaman tarafından ortaya atılmış bu söylemin, Fenerbahçe PAOK'a elenip, Lorant zamanından beri Avrupa'ya ilk defa Ağustos ayında veda etmesiyle birlikte, bütün yaldızları döküldü.
Hayır, dürüst, belden aşağıya vurmaktan kaçınmaya çalışan her teknik direktörün yapması gerektiği gibi Alex'in beş yılda bir değil, altı yılda iki şampiyonluk kazanmasından bahsetmeyeceğim. Bu basit ve bence etiksel olarak yanlış istatistik manipulasyonunun günahını teknik direktörümüz Aykut Kocaman'ın, Başkan'ımız Aziz Yıldırım'ın ve medyadaki "yandaş"larının omuzlarına bırakıyorum.
Ben şu meşhur beş yıla bir göz atmak istiyorum. Bu beş yılın üçünde Fenerbahçe ligde son haftaya lider, birinde ise son hafaya ikinci ama matematiksel olarak şampiyonluktan ümitli girmiş. Bir şampiyonluk, üç ikinciliği var. Üç kere kupa finaline çıkmış. Bu beş yılın üçünde Fenerbahçe Şampiyonlar Liginde oynamış. Bu üç yılın ikisinde bu lige önelemeden çıkarak kendine gruplarda yer bulmuş, birinde direkt katılmış. Geri kalan iki senede ise UEFA ya da Avrupa liginde gruplarda oynatıp tur atlamış. Bu çıkışlardan biri de "yandaş"ların "grupta bir Alman, bir İtalyan, bir İngiliz, bir İspanyol bir de futbola Fransiz var" diyerek ilk günden teslim olup işi alaya vurdukları bir grupla yaşanmış.
Fenerbahçe Aykut Kocaman'ın aşağıladığı son beş senede üç kere Avrupa'da baharda maç yapmış, ey ahali...Zaten 100 yıllık tarihinde baharda Avrupa'da toplam dört kere maç yapan bir takımdan bahsediyoruz.
Derbi maçlara girelim mi? Bu meşhur beş senede Fenerbahçe kaç derbi maçına çıkmış, kaç kere kazanmış, kaç kere kaybetmis hesabını yapalım mı sevgili Kocaman ve "yandaş"ları...?
Fenerbahçe'nin son beş senesi Aykut Kocaman'ın ağzında çiklet gibi çiğnenip, küçümsenecek, başarısızlık örneği olarak gösterilecek bir period değildir. O bes sene içinde Aykut Kocaman her türlü imkanın verildiği Ankaraspor'da, o takımı ligde ilk ona sokmaya çalışırken, kendi jenerasyonundan Tolunay'lar, Bülent Uygun'lar takımlarına farklı kulvarlarda başarılar kazandırıyor, Fenerbahçe ise Stamford Bridge'de ahlar ve vahlar arasında Şampiyonlar Ligi yarı finali ıskalıyordu.
Hani, bu sene Aykut Kocaman nedeniyle göremeyeceğimiz, Avrupa maçlarında Kadıköy'de Maraton üst tribününde bir pankart açılır...
"Herkes haddini bilecek"...
Biz Kocaman'la Kocaman'ın beğenmediği o beş seneyi çok ararız.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

İspat edilmemis başarısızlık sendromu

Fenerbahçe'de 2003-2008 yılları arasında teknik direktörlük açısından nispeten sağlanmış istikrar, 2008 yılında Zico'nun gönderilmesi ile yerini, aynen Aziz Yıldırım'ın ilk dönemlerinde olduğu gibi, yeni bir istikrarsızlık dönemine bıraktı. Ve belki de Aragones dışında Fenerbahçe'den kovulan ya da sözleşmesi uzatılmayan (artik ne kulp takılıyorsa), her teknik direktör geride soru işaretleriyle ağızlarda buruk bir tad bırakıyor.
Bu soru işaretlerinin iki tane nedeni var. Birincisi gelen kesinlikle gidenden daha güçlü, camianın tartışmayacağı şekilde kendini ispatlamış bir isim olmuyor. Fenerbahçe'nin taraftarını mutlu edecek, 2003 yılında Daum'da olduğu gibi gözü kapalı destek verecek bir teknik direktör getirmesine Aziz Yıldırım başkan olduğu sürece imkan yok. Çünkü Başkan'ın ne çalışma tarzı böyle bir teknik direktöre uygun, ne reputasyonu böyle bir teknik direktörü ikna etmeye elverişli ne de transfer becerisi o kadar yüksek. Zaten Aziz Yıldırım'ın böyle bir egoyu takımın başına getirme isteği olduğunu da düşünmüyorum.
Her ayrılan teknik direktörün ortaya yeni soru işaretleri getirmesinin bir diğer nedeni ise, bunu gene Aragones'i dışlayarak söylemeliyim, giden teknik direktörün başarısız olduğunun taraftar nezdinde tamamıyla ispatlanmamış olması. Son derece kısıtlı bir kadroyla ve gelen şanssız sakatlıklara rağmen Fenerbahçe'ye zaman zaman mükemmel futbol oynatmış, takımı 1989 Fenerbahçe'sinden sonra Türkiye tarihinin en güçlü kadrosuna kafa tutar hale getirmiş Low başarısız mıydı? Ligin ilk dort haftası sonunda ligin en çok puan toplayan teknik direktörlerinden biri olan Rıdvan, ilk geldiği sene takımı şampiyon yapmış, ikinci sene liderin üç puan gerisinde kalmış Mustafa Denizli gönderilirken başarısız mıydı? 30 sene sonra Fenerbahçe'ye çifte şampiyonluk kazandırmış ama üçüncü sene tamamıyla yönetimin başedemediği saha dışı faktörleri nedeniyle şampiyonluğu son hafta bırakmış Daum başarısız mıydı? Zico'yu hiç saymıyorum bile. Aziz Yıldırım'ın göz göre göre yaptığı en büyük hatanın Zico'nun mükemmel bir Avrupa bilançosundan sonra Galatasaray'ın gerisinde kaldı diye "sözleşmesinin yenilenmemesi"(!) olduğu konusunda herkes mutabıktır herhalde.
Geçen sene içinde aynı şeyi düşünmüyor muyuz? Eğer Daum devre arasında ayrılan iki ilk 11 futbolcusunun yerine ve orta sahaya transfer istemişse, bu transfer isteği Aykut ve Aziz Yıldırım tarafından engellenmişse, üstüne üstlük takımın en iyi golcüsü olmadık hukuki meselelerle kavga ortamına sokulup Aziz Yıldırım tarafından ilk 11 vetosu yemişse, şampiyonluğun kaçmasında "teknik" olarak Daum'u ne kadar sorumlu tutabiliriz? Bir sene önce UEFA Kupası finali oynanmadan önce UEFA yetkililerinin stadın çimiyle ilgili uyarı ve çözüm önerilerini umursamayıp Fenerbahçe'yi ligin en kritik döneminde balçık tarlasında oynamaya mahkum eden Fenerbahçe Yönetimi'nin kaçan şampiyonlukta payı yok mudur? Daum'un kendisini engellemeye çalışan faktörlere rağmen oynattığı iki finali başarı olarak yorumlamak çok mu abesle iştigal olur?
Fenerbahçe'nin problemi teknik direktörler değildir. Fenerbahçe'nin problemi her teknik direktör değişikliğinin takımı geriye götürdüğünü göremeyen yönetimdir. Takıma gerek direkt müdahale ederek, gerek teknik direktöre "teknik" destek vermek yerine, Azizsilin desteği vermeyi tercih ederek, teknik direktöre sağlıklı çalışma ortamını sağlamaktan imtina eden Fenerbahçe yönetimi Fenerbahçe'nin en önemli problemidir.
Aziz Yıldırım'ın müdahaleleri ve "ben futbolu bilirim" egosu ile teknik direktöre yeterli teknik destek vermemesi nedeniyle Fenerbahçe taraftarı ayrılan teknik direktörlere gönül rahatlığıyla "bu adam başarısız oldu" diyemiyor. Bunu diyemediği için yeni gelen teknik direktör karşısında güvensiz bir ortam buluyor. Gelen teknik direktör belki de gidenin "doğru" metodlarından, sisteminden "denenmiş, olmamış" diye uzak duruyor. Sonuçta Fenerbahçe teknik direktörün başarısızlığını sağlıklı ölçümleyecek bir sistem olmadığı için dön babam dönüyor.
Çözüm çok açık değil mi?

5 Ağustos 2010 Perşembe

Kılavuzu karga olanın...

Eğer kılavuzlardan biri Fenerbahçe'nin UEFA gruplarında şansını değerlendirirken "Bir İtalyan, bir İspanyol, bir Alman, bir İngiliz ve (Fenerbahçe'yi kastederek) bir Fransız. Futbola Fransız" diyecek kadar Fenerbahçe'yi sakız yapmayı seven, bu cümlelerine de alaycı kahkahalarını da ekleyecek kadar densizleşen bir futbol dehası olursa...

Bir diğeri ise duvarında asılan "Racism" konu başlıklı bir posteri "yarışımcılık" diye tercüme edip üzerine paragraflar yazan, 90 yaşındaki anneannemin bile "bu akşam çok güzel maç varmış" dediği, futbolun Nirvana'ya ulaşacağı günlerce önceden öngörülen 2006 Chelsea-Barcelona maçında nasıl sinemaya gittiğini, gittiği filmi çok beğendiğini anlatan bir Boğaziçi mezunu futbol(!) yazarıysa...

Mehmet Demirkol ve Altan Tanrıkulu'ndan bahsediyorum...

Sevgili Hocamiz Aykut Kocaman'ın ilham aldığı kankalarından...

Kılavuzu karga olanın başına ne geldiğini bilmiyor muyuz?

"Bu takımda Alex'e yer yok" diyebilen Demirkol. "Kimse dokunulmaz değildir" diye yazabilen Tanrıkulu...

Maçın sonundaki yorumları seyreden var mı? Futbol dehamız Demirkol "devre arasında acaba Alex'in yerine Selcuk'u alır mı diye konuştuk" diyerek yapılan yanlışa nasıl ortak olduğunu da densizce gözler önüne serebiliyor.

Fenerbahçe 1-0 geride. Şampiyonlar Ligi'nde tur atlamak için gol atması gerekiyor. Ve futbol dehalarının aklına gelen çözüm Alex'in yerine Selçuk'u takıma koymak. Bunun iki sene önce yenik devam edilen 10 kişilik IBB karşısında Alex'i çıkaran Aragones'in yaptığından ne farkı var?

"Alex yaşlandı, daha az oynamalı" argumanı teknik olarak bir yere kadar kabul edilebilir. Ama takımının yarısı eksik, diğer yarısı sorunluyken, bu göreve nasıl geldiğin belli değilken, ilk maçtaki sefaleti görmüşken, bileğini kessen sarı-siyah kan akacak kadar fanatik bir Young Boys'lunun en vahşi rüyalarında bile göremeyeceği bu değişikliğe imza atarsan...

O zaman bu blog'un yazarı ayağa kalkar. Senin bu takımın başına nasıl geçtiğini sorgular. Takımın Mayıs ayında olduğundan bir yüzyıl geride durmasının nedenlerini, son bir senedir takımın içinde olmana rağmen bu süreçte ne faydan dokunduğunu düşünür.

Suçun buyuk bölümü dünyanın en paragöz adamlarından biri olan Daum'u bile mazlum hale sokabilecek çirkinlikte bir uzaklaştırma operasyonun başrolünü oynayan Aykut Kocaman'da değil tabii...

Son bir cümlede son bir senedir yazdığı yazılarla adeta Aykut Kocaman'ın medyadaki tetikçisi haline gelen Şeytan'ımıza...

"Şampiyonluk şansı sıfır" Fenerbahçe'nin şampiyonluğu nasıl kaçırdığını gördük. "Zico gitmeli", "Daum gitmeli" anafikirleri üzerine paragraflar döşenen Rıdvan, dünkü maçtan sonra "sorun teknik direktörde değil, futbolcuda, sistemde" demeye hiç utanmıyor mu?