29 Mayıs 2011 - Papermoon

29 Mayıs 2011 - Papermoon
Kızım kupa resmi yapar ve Baskan'a imzalatır

6 Haziran 2017 Salı

Narsizm ve Arda

Sabah işe gelirken Arda'nın milli takım uçağında gazeteci Bilal Meşe'ye saldırmasını ve sonra da konuyla ilgili açıklamasını görünce hayatımın en kolay blog yazısını yazabileceğimi farkettim.
 
Bir elimde Google Amca, diğer elimde Arda'nın yaptıkları ve cümleleri...
 
Google Amca'ya "narsizm" demeniz yeterli, o Arda ile ilgili içini döküyor zaten...
 
Mesela "narsisist kişiliğin altında, paradoksal olarak, derin bir kendine güvensizlik yatar" diyor Amca. Bunu zaten takım arkadaşları Shakira ile dolaşırken, Arda'nın evlilik programlarındaki kadınlara SMS göndermesinden biliyoruz.  

Narsisist karakter "kritize edilmeye karşı öfke, utanç ve aşağılanma hissi duyar". Arda'nın giriş cümleleri şimdi ne kadar anlamlı değil mi? "Demiştim! Islıklandıktan sonraki röportajımda olanları unutmayacağım diye".

Google Amca devam ediyor. Arda'nın tek cümlesi sözkonusu kişilik bozukluğunun iki ayrı belirtisini işaret ediyor.  "Narsisist aşırı gururludur ve kendisinin mükemmel olduğunu düşünür". "Diğer insanları kendilerinden daha çirkin, daha az zeki, daha başarısız, daha yeteneksiz görürler". Buyurun, Arda'yı okumaya devam edelim. "Onlar kim mi? Biz ülkemizin formasını terletirken ve sonrasında yalanla, iftirayla, insanların onuruna laf söyleyerek, ailevi değerlerine dil uzatıp sonra buna gazetecilik diyen kişiler".

Fedakarlık yada iyilik yapmaz ama gösteriş amacı ile küçük davranışlarda bulunabilir" cümlesiyle paralel olarak gazetecilerin ağzına bir parmak bal çalmaktan geri durmamış süperstarımız. "Benim futbolculuğumu eleştiren gerçek gazetecilere teşekkür etmişliğim vardır haklısınız diye". Vayy be, abi bahşetmiş...
 
"Suçunu kabul etmezler, herşeyde haklı olmaya çalışırlar". Gülümseyerek okuyorum. "Dün yaptığım doğru muydu, bilmem. Belki doğru değil ama dürüstçe, onurlu, şerefli bir davranış". Arda'ya göre milli takım uçağında gazeteci dövmek dürüst, onurlu ve şerefli bir davranışmış. Şu lümpenliğin geldiği boyuta bakın siz.
 
Bitmedi..."Egoist insanlardır. Dünyada sadece kendilerinin olduklarına inanırlar". "Bu kişilerin küstah ve kendilerine beğenmiş davranışları vardır. Çoğu kez züppeliğe varan tepeden bakan patronluk taslayan tutumlar sergilerler". "Arda Turan Allah'tan başka kimseden birşey istemedi, beklemedi. Hesabı da kimseye vermez". Tevekkeli değil, büyüklerim bana "kendinden üçüncü şahıs olarak bahseden birini gördüğünde, uzaklaş oradan" demişler.
 
Bitirmeden, Arda'nın yakın çevresini uyarma vazifemi de yapayım, gene Google'dan bir alıntıyla; "Önemli özelliklerinden biri empati eksikliğidir. Başkalarının duygularını anlayamazlar. Zaten başkalarını önemsemezler. Başkaları, ancak kendilerini övmek, onaylamak için vardır. Bu yüzden yakın ilişkileri; evlilik ve yakın dostlukları sürdüremezler".

Tabii bu konu başlığına Arda'nın üç-beş sıra önünde oturup bu lümpenliğe tek laf etmeyen futbol direktörünü de katmak gerekir. Bu tam bir imam-cemaat ilişkisi değil mi?



23 Mart 2017 Perşembe

Tarih sizi de yazacak...

Mithat Yenigün, Mahmut Uslu, Ilhan Ekşioğlu, Nihat Özbağı, Ömer Temelli, Ender Alkaya, Alaeddin Yıldırım, Murat Özaydınlı, Şekip Mosturoğlu, Önder Fırat, Erhan Türkoğlu, Ozan Balaban, Tahir Sarıoğlu, Hakan Dinçay...

Kaçamazsiniz...Saklanamazsiniz...

Tarih sizi de yazacak...

Koskoca Fenerbahçe camiasının bugünleri yaşamasının sorumlusu sadece Aziz Yıldırım değildir. 

O'nun Yönetim Kurulu listesindeki her bir isim camianın düştüğü bu durumdan mesuldur.

Biliyorum, konuşsanız da sizi dinleyen olmayacak. Biliyorum, çoğunuz Başkan'a 3 Temmuz'dan gönül borcunuz olduğunu da düşünüyorsunuz.

"İstifa" makami işte tam bugunler, böyle şartlarda başvurulmak üzere vardır. Aksi taktirde tarihi sorumluluklar sizin de omuzlarınızda kalır.

Sadece, şu son bir hafta sürecinde yaşadıklarımız bile camianın düştüğü durumun sefaletini ortaya koymakta ve bir yöneticinin istifası için yeterli neden oluşturmaktadır. 

Önce koskoca Fenerbahçe A Futbol takımı bir lig deplasman maçı için Antalya'ya gitmiştir ve bu takımı havaalanında sadece bir kişi karşılamıştır. 

Daha önceki bir deplasman maçında protestolar oldu diye bu maçta tribündeki biletler yöneticiler tarafından alınıp ne idüğü belirsiz bir gruba peşkeş çekilmiş, anlı şanlı Fenerbahçe tribünü iki direk arasına hapsedilmiştir. 

Üzerine titrediğimiz Fenerium mağazamız bu ayni taraftar grubu için özel ürün çıkartmış ve bu ürünleri perakende fiyatlarının çok altında bu taraftar grubu mensuplarına satmıştır. Bu konuda eleştiriler gelince de iki tarafta olanca pişkinlikleriyle ilişkili faturaları göstererek bunun normal bir ticaret anlaşması olduğunu iddia etmiştir.

Camianın en azından yarısının gerek oynattığı futbol tarzı, gerekse Efsane'miz Alex'in kulüpten uzaklaştırılmasına neden olması nedeniyle tasvip etmediği, sevmediği bir antrenörle Başkan'ın "ben olduğum sürece bir daha kapıdan giremez" demesine rağmen anlaşılmış ve bu kişiye "kurtarıcı" rolü bahşedilmiştir. Bu anlaşmanın gelecek Mayıs'ta kongre olmasına ve bu kongre için güçlü bir aday çıkmış olmasına rağmen üç yıllık yapılması Başkan'ın Yüce Fenerbahçe Kongre Üyelerini hiçe saydığını göstermiştir.

Futbol takımımız Cuma akşamı Kadıköy'de lig maçına çıkmış, ve maçtan önce tribünlerde alkışlayacak taraftar kalmadığı için futbolcuların isimleri anons edilmemiştir.

Maçlarda demokratik tepkisini verip "Yönetim İstifa" diye bağıran taraftarın en hafif tabirle hırpalanması Fenerbahçe'de artık alışılageldik bir faşizm gösterisi haline gelmiştir. .

Bu kadar çirkinlik, basitlik, vurdumduymazlık, yüzsüzlük, ilkesizlik, faşistlik, ayıp, rezalet bir haftaya nasıl sığmıştır, akıl alır gibi değildir.

Ve sizler...Sayın Yönetim Kurulu üyeleri, sizler bütün bu olanları sadece seyredip mesul tutulmayacağınızı mı sanıyorsunuz?

Bakın daha kulübü düşürdüğünüz finansal bataklığa, şimdiye kadar çoktan açılması gereken 3 Temmuz davalarının geciktirilmelerine, son sekiz yıldır Şampiyonlar Ligine gidilememesine filan girmiyorum.

Yok öyle yağma, sizde suçlusunuz, mesulsünüz...

"İstifa" makamı bugünler için vardır ve yüce bir makamdır.

20 Şubat 2017 Pazartesi

"Beş yılda bir"den "Altı yılda bir"e...

Hayır. Size yeni bir "Alex özlemi" yazısı yazmayacağım.

Sizi alıp Fenerbahçe'nin futbol anlayışının nasıl değiştiğini, bu değişimin sonucunda ortaya çıkan kadro erozyonunun köküne götüreceğim.

Hatırlıyor musunuz şu "beş yılda bir şampiyon" söylemini? Aykut Kocaman 2010 yılında Young Boys'a elendiğimiz günün akşamı "Alex'i oyundan niçin çıkardınız?" sorusuna cevaben Alex'i itibarsızlaşmak için bu cümleyi kurmuştu.

Aslında "altı yılda iki" olan bu istatistiği kendi argümanı lehine manipule etmesini bir kenara bırakalım...

Bugün size Alex gittiğinden beri altı sezon geçmiş olduğunu hatırlatıp, "bu altı sezonda sadece bir şampiyonluk gelmiş olduğunun farkında mısınız? diye soracağım. Kocaman'ın manipüle edilmiş istatistiğini bile geçtik.

Fenerbahçe ne zaman ki genlerine işlemiş olan yetenekli futbolcular üzerine kurulmuş "yakışıklı futbol"dan taviz verip "koşu mesafesi" hesaplarına girdi, işte o günden beri, Ersun Yanal'ın verdiği hayat öpücüğünden başka, iki yakası bir araya gelemedi. 

Aykut Kocaman 7 sene önce sevmediği Alex'i itibarsızlaştırmaya çalışırken aslında ekmeğini yediği kulübün yerleşik futbol anlayışına, hatta kendi kariyerine bile ihanet ettiğinin farkında mıydı acaba?

O gün o söyleme alkış tutanlar bu yaşanan yedi seneden sorumludurlar...

Onlar Aurelio, Appiah, Emre yerine Jozef'e, Topal'a, Tuncay, Anelka yerine Volkan Şen'e, Aatif'a, Gökhan Gönül, Roberto Carlos yerine Şener'e, İsmail'e, Alex yerine Salih'e, Deivid yerine Fernandao'ya mustehaktırlar.

Siz yeteneği ön plana çıkarmazsanız, bir Pazar gündüz güneş altında oynana maça 10.000 kişiyi toplayamazsınız...

Siz tercihlerinizi "adam eksilten" futbolcuya kullanmak yerine "koşu mesafesi" peşinde koşar, yeteneğe saygı duymayıp "futbol değişti mirim" konulu konuşmalara alkış tutarsanız Kocaman'ın manipüle edilmiş söylemini bile arar olursunuz.

Aziz Yıldırım'ın koskoca Fenerbahçe'nin Aykut Kocaman'ın izinde "yeteneksiz topçu sürüsü" haline gelmesindeki payını da vermeden konuyu kapatmayalım.

"Yahu Nisan ayında bizi şampiyon yapan Ersun Yanal, 8 sene bu kulübe en mükemmel şekilde hizmet veren Alex nasıl bir suç işlediler de bir kere affedilmediler, derbi maçında formasını çıkarıp sahayı terkeden Emenike iki kere, üç kere nasıl affediliyor" diye sormaya kalkınca da Başkanınızdan  "Emenike Fenerbahçe için içeride yattı" cevabı alırsınız.

Fenerbahçe'de işlerin bir boyutu da yetenek, performans filan değil "içeride yatıp, yatmamaktır" çünkü...

O'nun gözünde "Gökhan paracı", "Alex twitçi", "Yanal alemci", "Caner serefsiz", "o kulübün kapısından giremez", "diğeri bacadan çıkamaz"...

Sonunda kalırsın işte Volkan'a, Aatif'a, Jozef'e... 

Ama bir konuşursan yer yerinden oynayacak değil mi Sayın Başkan?