29 Mayıs 2011 - Papermoon

29 Mayıs 2011 - Papermoon
Kızım kupa resmi yapar ve Baskan'a imzalatır

7 Mayıs 2013 Salı

Tehlikenin farkında mısınız?

Fenerbahçe'nin bir sene daha Şampiyonlar Ligine katılamayıp, ilgili bütün gelirleri Galatasaray'a bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış olduğunun kaç kişinin farkında olduğunu merak ediyorum. Bu tehlike ligde üçüncülüğe düşülme olasılığının dışında kontrol edilemeyecek gelişmeler zincirinden kaynaklanıyor.


Bildiğiniz üzere Fenerbahçe ligi ikinci bitirirse Şampiyonlar Ligi gruplarına katılabilmek için iki eleme oynayacak. Birinci etaptaki rakipleri Fransa liginin üçüncüsü ile Rus, Ukrayna, Hollanda, İsviçre, Yunanistan, Danimarka, Belçika ve Avusturya ikincilerinin oluşturacağı bir grup olacak. Bunlar arasında beş takım seribaşı seçilip, kura çekilecek.


Bu grup içerisinde Ukrayna'da ikincilik mücadelesi yapan Kharkiv ile Dinamo Kiev, Rusya'da ikincilik mücadelesi yapan CSKA ve Zenith, Hollanda'da ikinci olması muhtemel PSV ile Fransa'nın en önemli üçüncülük adayları Marsilya ile Lyon'un puanları Fenerbahçe'nin üzerinde. Geriye kalan tek spot ise İsviçre liginde şu anda üç puan farkla lider olan Basel'in ligini ikinci bitirmesi durumunda bu takıma gidebilir ve Fenerbahçe ilk eleme turunda dahi seribaşı olamayıp Dinamo Kiev, CSKA/Zenith, PSV, Lyon/Marsilya veya Basel ile ilk turu oynamak zorunda kalabilir.


Bir sonraki turda ise İngiltere, İspanya ve Almanya'nın lig dördüncüleri ile Portekiz ve İtalya'nın lig üçüncüleri devreye giriyor. Bu durumda İngiltere'den Chelsea, Arsenal ya da Tottenham'dan biri, İspanya'dan Valencia ya da Real Sociedad, Almanya'dan Schalke, İtalya'dan Milan ve Portekiz'den Ferreira bu eleme grubuna katılacaklar. Beş seribaşı takımdan üçü Bir İngiliz takımı, Milan ve Schalke olacak. Valencia Real Sociedad'ı geride bırakırsa diğer seribaşı o olacak. Beşinci seribaşının ise ilk turdan rakibini eleyecek yüksek puanlı bir takımın olması ve Fransa'dan çıkması muhtemel. Valencia dördüncülüğü Sociedad'a kaptırırsa devreye seribaşı olarak bu sefer Rus takımlarından biri CSKA ya da Zenith girecek. Onlar elenirse Ukrayna'lılardan biri. İlk turda kılpayı farkla seribaşı olabilen Fenerbahçe'nin bu turda seribaşı olması neredeyse imkansız gibi.


Bu durumda (eğer ilk turdaki gayya kuyusundan çıkarsa) Fenerbahçe'nin ikinci eleme turundaki rakiplerinden ikisi neredeyse kesin; Milan ve Schalke. Üçüncüsü Chelsea, Arsenal ve Tottenham'dan biri olacak. Dördüncü muhtemel rakip Valencia. Beşinci ise Lyon. Real Sociedad ligde Valencia'yı geçerse, o zaman devreden İspanyollar çıkacak, Lyon'un da bu kademeye varamadığını varsayarsak bu sefer Marsilya, CSKA, Dinamo Kiev gibi takımlar devreye girecek. Ancak seribaşı takımlar olarak Chelsea/Arsenal, Schalke, Milan, Valencia ve Lyon sıralamasının ortaya çıkması gayet mümkün görünüyor. Yani Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi gruplarına katılabilmesi için bu beş takımdan birini elemesi gerekecek.


Bu noktada senenin başında Alex krizinin yönetilememesi ile takım üzerinde ortaya çıkan tahribatın yarattığı, özellikle müthiş bir istatistiğimiz olan iç saha maçlarımızda har vurup harman savurulan puanların sonucunda kaybedilen şampiyonluğun kıymeti daha anlaşılabiliyordur umarım. Lig şampiyonu elini kolunu sallaya sallaya Şampiyonlar Ligi gruplarına gidip bonus puanlarını, yayın gelirlerini, katılım paylarını cebine koyarken Türkiye ligi ikincisi yukarıda çizdiğimiz tablo içinde bir gayya kuyusuna düşüp büyük ihtimalle kendini zorlukla Avrupa Ligine atabilecek. Aykut Kocaman bir hiç uğruna Alex'le didişmek, Aziz Yıldırım O'nu itibarsizlaştırıp göndermek yerine bir sene daha faydalanabilmeyi tercih etselerdi bugün yaşadığımız manevi üzüntülerle birlikte kapının eşiğindeki büyük ekonomik kayıp riski yaşamayacak ve ekonomik anlamda iyice açılan makasın gölgesi altında kalmayacaktık.


6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Güzel futbolun peşindeyim. Formama Rıdvan’ın, Rapaiç’in, Alex’in adını yazdırır, üç pası ardı ardına yapamayan yeteneksizlere küçümseyerek bakarım. Futbolcunun koşanını değil, futbolcunun topu koşturanını el üzerinde tutarım. Koşu mesafesini ölçmem, asist sayısını sayarım. Topa kavalla vurabilen Bekir’lerin, Ziegler’lerin, Egemen’lerin, Kuyt’ların, Caner’lerin çubuklu giyebilmelerine dahi şaşırırım. Kıymetli formamı yeteneksiz futbolculara verenlere kem gözle bakarım.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Yıldızları toplarım. Türkiye’de Cemil için uçak kaldırtır, Topuz için mafya babalarını Kayseri’ye indiririm. Tarık’ı, Ali Kemal’i kaçırır, Rıdvan’a, Tanju’ya, Emre’ye forma öptürürüm. Rakibimin her sene piyasadaki en önemli Türk futbolcusunu almasına dayanamam, Selçuk İnan’a, Hamit’e, Alper’e gıpta ile bakarım. “Gelmek için ayak direyeni istemem” demem, diyeni hor görür, gerekirse daha fazla para verir istediğimi alırım. İstemesem de "başkası almasın" diye alırım, bir köşeye atarım. Sneijder’ın, Drogba’nın Türkiye içinde başka forma giyerken Belhanda’nın peşinde koşmak gururumu kırar, Meireles’le, Baroni’yle teselli bulmam. Benim için Ribery “Anelka’nın Bonusu”dur, bir adım ileriye gitmez.

Ben Fenerbahçe’liyim...

1982 yılından beri karşı tribünlerde beraber dalgalanan çeşitli renkli bayraklar, kurulan kardeşlikler, açılan “Temiz Lig” pankartları bana mutluluk verir. Galatasaray tribünündeki Beşiktaş, Trabzonspor formalılar içimi huzurla doldurur. 1996’nın 5 Mayıs’ında futbolcum “onların yerinde olmak istemezdim” diye zavallı bir empati içinde olurken Rahmetli babamın telefonda “17’sine de geçirdik” diye haykırmasını unutmam. Ben bana duyulan nefretle nefes alırım. "Siz hepiniz, biz Tek'iz" düsturum olur. Ne zaman ki bir Beşiktaş'lı bugün olduğu gibi Fenerbahçe'me yakın durursa şüphe ile bakar, "acaba büyüklüğüme halel mi geliyor" diye sorgularım.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Kadıköy’deki bir Galatasaray maçında sahaya nefret akıtırım. Bilirim ki o nefret rakibimi orada boğacaktır. İçimdeki öfke yükselir, merdivenlerden aşağıya rakibin üzerine çöker, soyunma odasında futbolcularını kusturtur. Ben “müşteri” olmam. Müşteri o nefreti yaşamaz. Müşteri sadece aldığı hizmeti beğenmediği için sinirlenebilir. Ben Kadıköy’ün müşterilerle gül bahçesi olmasına katlanamam. Çünkü bilirim ki yetmez. Sevgi nefretle yoğurulucaktır ki Fenerbahçe'nin vurduğu yumruk daha da şiddetli olabilsin.

Ben Fenerbahçe’liyim...

İkincilik, hele Galatasaray’ın arkasından alınan ikincilik başarısızlıktır. İki sene üstüste bunu yaşamak kabustur. Bu kabus değil Avrupa’da yarı final, kupa ile bile rüya haline gelmez. Benim teknik direktörüm diğerine laf atmaz, gol atar. Ben gönüllerin şampiyonu olmam. Beni gönüllerin şampiyonu kıvamına sokmaya çalışanı katrana ve tüye bular gönderirim.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Her oynadığımız maçı nefes nefese heyecan içinde tamamlamaya alışmış, her türlü son dakika sürprizini kanıksamış olabilirim. Ama her deplasman maçında Anadolu takımı hüviyetine, her gol attığımızdan sonra 11 kişi kale savunur pozisyonuna girmeyi reddederim. Gol yememek benim için “amaç” değildir, “araç”tır. Final kaybetmeyi sevmem. Final kaybeden, adı üstünde “kaybeden”dir, Fenerbahçe’de yeri olmaz.

Ben Fenerbahçe’liyim...

Acı çekiyorum. Yenildiğime değil, karakterimi kaybettiğime yanıyorum. Camianın tepkisizliğine, hala “Samandra’ya gidelim, destek olalım” diyen anlayışa, “Kocaman gurur”, “Büyük Başkan” nidalarına dayanamıyorum. Camianın bu bitmeyecek gibi görünen kış uykusundan uyanmasını bekliyorum.

Uyanıncaya kadar; kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür.